15 Mart 2009 Pazar

Larry Brown

".. the Five Stages of Larry Brown: Arrival, Early Struggle in Which He Tries to Trade Everyone Starting With His Star Player, Triumph, Frustration, and I’m Out of Here. ..."


Mark Heisler'dan çok hoş bir Larry Brown yazısı. Buradan okunabilir.

mvp



MVP yarışı çok çekişmeli bu sene. Lebron da Kobe de Wade de bu ödülü hakediyor, ancak böyle durumlarda MVP kriterleri baz alınarak haklı ya da haksız biçimde bir galip belirleniyor, kural bu. Bireysel performanslar bu seçimde birinci ölçüt olsa bile takımın sezon sonundaki durumu da en az oyuncunun performansı kadar önemli. TMac'in 2000lerin başındaki 32 sayı ortalamalı insan üstü performansı, Jordan'ın 1980-90larda MVP seçilmediği yıllar bu durumu desteklemek için verilebilecek örnekler. Bunların dışında yaş ve tecrübe faktörü de var, Lebron'un istatiksel olarak ligin tepesinde olduğu zamanlarda MVP ödülünü alamamış olması, onun yerine MVP olmak için ~10 sene beklemiş olan Kobe'nin alması ligin yeni başlamış oyunculara karşı bu ödülü vermekte soğuk davrandığını, ya da en azından daha uzun zamandır MVP olmak için bekleyen oyunculara öncelik tanıdığını söylememize olanak sağlıyor.

Üç kriter verdik;
1) Bireysel performans/istatistiksel başarı.
2) Takım başarısı.
3) Ligde yıllar boyunca kendini ispatlamış olmak.

Buna göre bir sıralama yapsam; Lebron'u Kobe ve Wade'in bir adım önünde görüyorum. Üç oyuncunun istatistikleri:

LJ: 28.6 sayı, 7.4 rebo, 7.2 asist, 1.7 tç, 1.3 blok, %48.7 fg, %33.4 3pt, %77.4 ft
DW: 29.7 sayı, 5.1 rebo, 7.7 asist, 2.3 tç, 1.4 blok, %49.5 fg, %31.4 3pt, %76.6 ft
KB: 28.0 sayı, 5.4 rebo, 4.9 asist, 1.3 tç, 0.5 blok, %47.4 fg, %34.0 3pt, %86.8 ft

İstatistiksel olarak Lebron ve Wade biraz daha öne çıkıyorlar ancak Kobe'nin ikiliye göre daha az top kaybı yaptığını söylemek mümkün. Aynı şekilde Lebron ve Wade Jordan'ın ligdeki ilk senelerini andırırken, Kobe'nin ikinci threepeat'teki haline benzediğini söyleyebiliriz.

Galibiyet yüzdelerine bakarsak şu an için Cleveland doğuda, Lakers batıda lider konumunda ve aynı galibiyet-mağlubiyet sayılarına sahipler. Miami ise doğuda beşinci sırada ve şimdilik 36-29 gibi bir orandalar. Sırf bu sebepten dolayı muhteşem bir sezon geçiren Wade'in MVP olması oldukça zor gibi.

Peki, Lebron mu Kobe mi? Geçen sezon Lebron'un rakamları Kobe'den daha etkileyici olmasına rağmen, takımının başarısından dolayı MVP Kobe olmuştu ancak bu sezon Cleveland'ın üstün başarısı aradaki bu farkı ortadan kaldırıyor. Cleveland ve Lakers'ın oynayacakları 17 maç var önlerinde ve takım sıralamalarında çok büyük bir değişiklik olmazsa bu sene MVP ödülünün Lebron'a gitmesi beklenebilir.

Çeşitli bahis sitelerindeki MVP oranları:

WBX:
Lebron James 1.07
Kobe Bryant 2.10
Dwyane Wade 13.50
Chris Paul 7.00

Betfair:
Lebron James: 1.2
Kobe Bryant: 4
Dwyane Wade: 6
Chris Paul: 20

14 Mart 2009 Cumartesi

Kartal yüksek uçar mı?


Geldiğinde söyledikleri doğru çıkar mı Mustafa Denizli'nin? 26. hafta demişti, kaldı 2 hafta. Beşiktaş iyi bir seri yakalamış gibi. Özellikle bugünkü maçta gerçekten tribünlerdeki ve sahadaki şov görülmeye değerdi, insan böyle maçlar hiç bitmesin istiyor. Ernst akşamın kahramanı oldu, Sivok ise yardımcı oyuncu dalında aldı ödülü. Takımın kendine güveni geldi yerine yalnız Bobo'daki formsuzluk devam etmekte sezon sonuna doğru Beşiktaş'ın ona ihtiyacı olacak. Sivas'ın kazandığı haftada puan kaybetmeden yoluna devam ediyor.

Benim ise naçizane kişisel bir düşüncem var: Beşiktaş'ta gollerden sonra "Kartal Uçuşu"nu yapan kimse kalmadı. Takımdaki oyuncuların (özellikle gollerin %90'ını atan yabancıların) bundan haberi olmayabilir. Bunu takımdakilerden biri başlatsa devamı gelir ve çok anlamlı bir gol sevinci olur. Fener'in "Yengeç Dansı" gibi olur. Bütün takım yapsa bunu mesela golü atan oyuncu en öne geçse diğerleri de arkasından gelseler (tamam kartallar yalnız uçar biliyorum ama takım ruhu için) inanılmaz bir kutlayış olur ve Beşiktaşlılık duruşuna da yakışır. Keşke bunu daha uygun bir ortamda da dile getirebilsem.

30 Kasım 2008 Pazar

Turkish Messi?!?


Çok top eziyosun be Serdar.

28 Kasım 2008 Cuma

Pao & Olympiakos

Önce çarşamba akşamı Panathinaikos'un deplasmanda Inter'i 1-0 mağlup etmesi, sonra perşembe akşamı Olympiakos'un Benfica'yı Pire'de 5-1 ile dağıtması. Yunanlılar için güzel bir hafta oldu denilebilir.

Gate13

24 Kasım 2008 Pazartesi

Cesc

Arsenal'in yeni kaptanı artık Fabregas. 17 yaşında düzenli olarak oynamaya başladığı klupte 21 yaşında kaptanlık görevini üstlenecek Cesc. Henry'nin gidişiyle beraber kaptan Gallas olsa da, takımın saha içi lideri o olmuştu; takımdaki en eski oyunculardan biri olmasının yanı sıra, geçen sezonki çoğu maçta takımı tek başına o ayağa kaldırmıştı, takım gerideyken diğer oyuncular onun ayağına bakıyordu. Kaptanlık, saha içi liderliğini destekleyici ve bir kademe yukarıya çıkaracağı bir görev olacaktır Fabregas için. Kadroda kaptanlığı en çok hakeden oyuncu olmasına rağmen hala çok genç olduğu söylenebilir. Öte yandan, önceki Arsenal kaptanları ayarında bir kaptan olması için de kendisini mental olarak geliştirmesi gerekiyor. Çeşitli kaynaklarda Gallas'ın lafını dinlemeyen pekçok oyuncu olduğu yazıldı, aynı durumun Fabregas'ın başına gelmesi Arsenal için Gallas sorunundan çok daha büyük sıkıntılara yol açabilir.

Fabregas - The captaincy is a great honour

22 Kasım 2008 Cumartesi

Man City vs Arsenal

Man City: Hart, Zabaleta, Richards, Dunne, Garrido, Wright-Phillips, Ireland, Kompany, Vassell (Elano 73), Robinho (Hamann 82), Mwaruwari (Sturridge 88)

Arsenal: Almunia, Hoyte (Ramsey 60), Djourou, Silvestre, Clichy, Nasri, Denilson, Song Billong, Diaby (Vela 69), Van Persie, Bendtner

45' [1 - 0] S. Ireland
56' [2 - 0] Robinho
90' [3 - 0] D. Sturridge (pen.)

Gallas'ın kaptanlık görevine son verilmiş, takımda kalıp kalmayacağı belli değil. Takımın temel direkleri Sagna, Adebayor, Walcott sakat. Bu sezon geçen seneleri aratan bir performans gösterse de takımın en değerli oyuncusu Fabregas cezalı. İşi çok zordu Arsenal'in ve sonuçta ağır bir yenilgi aldı.

City'nin ilk yarı biterken gol atması çok şanssız oldu Arsenal için; ikinci yarıya moralsiz ve gol atmak zorunda kalarak başladılar. Bu sayede, Man City kontrataklara çıkmaya başladı ve Robinho-Phillips ikilisiyle ikinci golü buldular. Robinho'nun goldeki vuruşu son derece etkileyici ve haftanın en güzel gollerinden biri. Goller dışında birkaç tane net pozisyonu vardı City'nin, biraz dikkatli olsalar fark daha da açılabilirdi. Van Persie'nin iptal edilen bir golü vardı, ki kural nedir bilmiyorum ama sanırım temiz bir goldü. Kaleci degaj kullanacakken havadaki topu çekip boş kaleye golünü attı ama hakem golü geçersiz saydı. Son dakikada ise Djourou Sturridge'yi indirdi ceza sahasında ve Sturridge'nin penaltısıyla maç 3-0 bitti.

Arsenal, geçen sene dengesiz bir görüntü çiziyordu; bir hafta invincible zamanındaki gibi oynarken, öteki hafta bütün maçı 2 gol pozisyonuna girerek bitirebiliyordu. Bu sene dengesizlikten, çoğu maçlarda kötü futbola doğru bir kayma söz konusu; Arsenal'de farklılık yaratan oyuncular sahada olmayınca takım oldukça silik kalıyor ve gol pozisyonu yaratmakta sıkıntı çekiyor. Dengeyi Arsenal lehine bozabilen bu oyuncular sahadayken gol atmasalar bile karşı takımın defansını kroki durumda bırakabiliyorlar ve bu durum diğer oyuncuların performansını olumlu şekilde etkiliyor.

Özellikle ortasahada Arsenal çok zayıf kalıyor Liverpool, Manu ve Chelsea'yle kıyaslandığı zaman. Mascherano, Gerrard, Alonso, Carrick, Scholes, Hargreaves, Anderson, zaman zaman Rooney, Essien, Lampard, Mikel, Ballack, Deco gibi adamların bulunduğu mevkide Arsenal'de Fabregas, Denilson, Song, Diaby, Nasri ve Rosicky var. Fabregas'ı bir kenara ayıralım, her takımda ilk 11 başlayabilecek kalitede bir futbolcu. Denilson ve Song ilk defa bu sene büyük sorumluluklar alıyorlar, Rosicky müzmin sakat, Nasri'nin Arsenal'deki ilk senesi ve Denilson ile Song'dan daha iyi bir futbolcu olmasına rağmen Wenger'in sistemine alışmakta zaman zaman zorluk çekiyor, Diaby ise hem sakatlıklarla boğuşuyor, hem de o da Denilson ve Song gibi bu sene takımın en önemli parçalarından biri oldu. Sezon başında ortasahaya takviye yapılması gerektiği söyleniyordu ama Wenger transfer yapmamayı seçerek bir kumar oynadı ve gittikçe zor durumda kalıyor. Şimdi merak edilen soru sezon arasında takviye yapılacak mı, yoksa Wenger daha ağır eleştirileri göze mi alacak?

Alexis

"Aren't angels supposed to be in heaven?"

Zararlıların galipleri


Premier Lig için enteresan bir hafta...Dört büyüklerin de gol atamadan bitirdiği son hafta 1993'te olmuş. Zararlıların galipleri Chelsea, Man Utd ve Liverpool oldu. 
Arsenal takımdaki kara bulutları dağıtamadı Man City maçında da, kötü bir skor onlar için (3-0). Wenger'in yüzü de bir çok şeyi açıklıyor. Gallas'ın bedduası mı tuttu ne? Man Utd'de Rooney'nin altı pastan kaçırdığı bir gol var ki evlere şenlik. Cech'in çok rahat geçirdiği maçta Shay Given yıldızlaşmış ve Newcastle'a 1 puan koparmış. Liv'pool'da Benitez "Enerjimiz yeterli değildi ve iyi pas yapamadı" demiş.

Thomas Schaaf

Bir klubün altyapısından çıkıp yavaş yavaş A takımına girmek. Yedekten girerken, sadece kupa maçlarında oynarken, ilk 11'in sürekli bir parçası olmak. Gitgide takımın eskilerinden olmak, pazubandı taşımaya başlamak. Başka takımların cazip tekliflerine hayır demek, kaos anlarında taraftarları sakinleştirecek adam olmanın sorumluluğunu taşımak. En sonunda aktif futbol hayatına nokta koyup efsaneler arasında yerini almak. Sonrası?

Thomas Schaaf'ın futbolculuğuna yetişemedim, nasıl bir oyuncudur en ufak bilgim yok. Hoca olarak CL'de büyük başarılar elde edemese de, Bundesliga şampiyonluğu yaşadığını belirtip, bu ligin önde gelen hocalarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Borges'in Schaaf'la ilgili güzel bir yazısı için buraya bakabilirsiniz.

Schaaf niye özeldir? Çünkü Schaaf, "one-club man" kavramını bir adım öteye taşımış, 1972'de 11 yaşında bir çocukken girdiği Werder Bremen'de, genç takım, A takımda futbol oynamış, genç takımı, Werder Bremen II'yi çalıştırmış ve 1999'dan beridir de Werder Bremen'in teknik direktörü olarak görev yapmaktadır. Bundan sonra ne olur bilinemez ama Schaaf güzel futbol oynatan bir hoca olmasının yanı sıra, Bremen'e olan bağlılığıyla da saygıyı sonuna kadar hakeden bir futbol adamı.

Stevie ve bağlılık


"10 yıl sonra ne olur bilmem ama umarım 5-6 yıl daha Liverpool'da oynarım."

 O anda kimi alkışlıyor bilinmez ama asıl alkışlar kendisine...

JT #1

21 Kasım 2008 Cuma

Derby d'Italia

“The last time a president said they would beat me was before a Porto – Benfica match and he lost. I don't know the president of Juventus or his personality, but I am interested to get to know him.” -Jose Mourinho

22 Kasım 2008, 21:30 Inter - Juventus

Cruz'un kariyeri boyunca 10 golü varmış Juventus'a karşı. Ibrahimovic ise siftah kovayalayacak.

William Gallas


Çok merak ediyorum ne zaman akıllanacak? İkinci bir Anelka vakası, gittiği takımı karıştırıyor. Anelka uslandı gibi duruyor Gallas otuzunu geçti hala akıllanmadı. Vakaları şöyle sıralanabilir:
  • 4-4 biten Tottenham maçı devre arasında Theo Walcott ile Van Persie'nin kavga ettiğini söyledi.
  • Bir Arsenal oyuncusunun maç içinde takım arkadaşına hakaret ettiğini belirtti.
  • Gençlerin Emirates'teki baskıyı kaldıramadıklarını iddia etti. (Bence Wilshere gerekli cevabı verdi)
  • Wenger'in gençlerini cesaretsiz olarak nitelendirdi.
Bu davranışları sonucunda kaptanlığı elden gitti olarak görünüyor. Man City maçı kadrosuna da alınmayacak büyük bir ihtimalle. Hatta Arsenal'deki geleceği de tartışılıyor.

Chelsea'den ayrılışı da olaylıydı. Öncelikle takımı yine karıştırdı sonra maça çıkmama isteğinde bulundu reddedilince "Oynatırsanız kırmızı kart görürüm!" diye tehdit etti sonucunda iyice gözden düştü. Takımdan ayrılmak için yer ararken Ballack'ın gelip 13 numaralı formayı istemesiyle isyanı bastı ve gitti. Arsenal'e gidip 10 numara aldı sanki 10 numara oynuyormuş gibi ve bir çok insanın rüyası olan numarayı sanki ondan kimse istemez gibi.

Aslında ona çok saygı göstermiştim Beşiktaş'ın Chelsea'yi Stamford Bridge'de 2-0 yendiği maçta Ranieri sakatken oyundan çıkarmamıştı Gallas'ı ve o yine de elinden geleni yapmıştı koşamasa bile. Ama o günden sonra bir şeyler oldu kendisine. Yazık...

Maldini


88, 92, 93, 94, 96, 99, 04 Serie A şampiyonluğu
03 İtalya Kupası
88, 92, 93, 94, 04 İtalya Süper Kupası
89, 90, 94, 03, 07 Şampiyonlar Ligi Kupası
89, 90, 94, 03, 07 Avrupa Süper Kupası
89, 90, 07 Kıtalararası Kupa

"Beyefendiler masasının" baş beyefendisi, şehrin kırmızı tarafının sembolü. 1984'ten kaça kadar?

Güzel başlayalım güzel gitsin


Yvonne Strahovski